top of page

Ağda vakti… Hayatta ve Edebiyatta Kızlar!


Kasvetli kışların üşüten ellerinden uzaklaştığımdan beri kaybolup gidiyorum zehir dolu fincanın içinde. Kocaman sabahlara açılmıyor başka türlü uykulu bakışlarım. Zehir olmuş acılığın içine bırakıyorum kendimi, yudum yudum. İçtikçe kayıplara elveda diyorum vaktimden. Başka türlü bir uyanış düşünemiyorum günler bırakıp giderken. Geriye kalan her şeyi fincanın dibinde bırakmak istiyorum umutsuzluk ve mutsuzluk dolu olan her şeyi. Yudum yudum yok etmek... Güne ekmek içinde peynir olarak başlamakta var elbette. Fakat hamurun içinde ufalan zerrelerimi nasıl inandırırım, egomdan büyüksünüz diye? Zeytin kadar kara olan her şeyi bir çiğnemede yok etmek nasıl mümkün olabilir ki kahvaltım olsun! Mutluluğu ararken Saadetle tanışan bir insanın çekeceği çileden ne denli haberi olabilir? Ziyan oldukça yok edilişler ulaştıracak seni mutluluğa, demek kolay değil. Varlığımdan artan her noktayı alıp huzurun altına saklamakta sadece sıkılmış bir insanın başlangıcı olabilir. Bu noktada olmak ya da olmamak ancak Saadetle nitelendirilebilir. Soğuyan havalarda soğuk ellerin tutulmayacağı bilinse bile kimse ısıtmıyor kırılan tırnakları. Bir fincan flat white'ın huzurunu aramak kolay değil işte mutlu bir kahvaltıda. Sevgili Cemal Süreya, kahvaltı sabahlara özgü değil, biliyorsun. Akşam yapılan kahvaltının kıymeti ertesi güne uyanmanın ümidini veriyor bizlere. Güne başlamadan benimle tanışmak kahve tozlarının fincan dibinde birikmesinde daha zahmetsiz ve huzurlu.



Kıymetli okuyucu ! Sabrına hayranım. Kendine satırlar dizen megolaman birine ait değil mi sizce bunlar? Kendi ismine şiir yazmak... Cringe. Bu yazımda tam olarak buna değinmek istiyorum.

Ne tür bir yalnızlıktır bu? İnsan hiç utanmaz mı kendini övmekten? Sözüm burada elbette yazar çizer takımına değil. Hergün karşılaştığımız "ben harikayım" övgülerine maruz kaldıklarımıza.

  1. Madde: çok iyiyseniz bırakın başkaları sizi övsün

  2. Madde: Neden övülmeye bu kadar mahkumsunuz?

  3. Madde: Hemen kişisel gelişim kitaplarından uzaklaş.

Bu tarz insanlara tahammül etmek zorundayken benliğimiz boğazımıza sevimli bir şal dolayıp bizi boğmaya çalışmıyor mu? Ya da kendinizi "inşallah, maşallah " diye cümleye başlayan "harikasınız, mükemmelsiniz, eşsizsiniz" diyerek devam eden kedicikler gibi hissediyor musunuz? Üzülmeyin Saadet kardeşiniz burada. Edebiyattan ağdalı dili sosyal hayatımızdan yalakalığı ve megolamanları çıkaracağız. Bu zor ve meşakkatli yolda ilerlerken elbet zorlanacağız ama ilk paragrafta bahsettiğim gibi kahvemizi içerken bahsedilen tüm negatiflerden arınacağız. Yaşam koçuna para harcamadan üstelik. Elbette, ego, superego ve ıd hayatımızın gerçeği. İnsanları zorbalamadıkça, sıkmadıkça bunaltmadıkça eminim kimseler rahatsız olmuyordur.

Kimileri sabah kalktığında kahvaltı yapar kimileri filtre kahve içer, su içer, peşine türk kahvesi içer dışarı çıkıyorsa bir fincan flat white içer. Herkesin işine megolamanlar karışamaz.

Kinayeli bakışlarla süzüldüğümüz yazları, kışları ve baharları eğlenceli bir seviyeye taşımanın mümkünlüğünden bahsediyorum. Sizde aynı şekilde karşılık verin demiyorum. Size bir tavsiye değil söylediklerim sadece içimizi döküyorum.

FAKAT . . .

Başkalarının mahkum olduğu bu muzdarip durumdan uzaklaşırken kendimiz de aynı şeyi yapıyor olabilir miyiz?

Dışarıdan itici bir görüntüye sahip olananlarla ilgili çeşitli öngörüler yok mu? Ya da tüm bunlar bir ön yargı mı oluyor? Bazen ön yargı bazen öngörü demek ki...

Bu tarz durumların içinden nasıl çıkabiliriz? Kendimiz dışında herkesi zorbalayarak mı ? Ben annemi dinliyorum. Bana değer verdiğini bildiğim insanlara soruyorum ve işin içinden sıvışıyorum.

Kıymetli okuyucu, senin için;







XoXoxo


Comments


bottom of page