top of page

Freud Hepimizin İçinde



 

Bu haftaya Janset’in telefonuyla başladım. “Saadet koşş tiyatroya gidiyoruz,” dediği an ben çantamın içine nemlendirici kremimi koymuş, hangi topuklu ayakkabıyı giysem diye düşünüyordum. Bizim buralarda tiyatro kelimesini duyduğun an gidip bir bakman lazım. Beklentiye girmeden yola koyuldum. Janset’i aldım ve il kültür merkezine gittik.

   Oyunun afişini görünce şaşırdım tabii. Onur Büyüktopçu ve Burcu Binici’nin tiyatro oyunuymuş meğer. Yahu Janset, desene şunu en baştan sen!!! Üstelik oyunun gövdesinde Freud’un ‘Psikoseksüel Gelişim Teorisi’ varmış. Bizi organizasyona davet eden Baturay Bey kahveler, çaylar, kurabiyeler eşliğinde güzel bir yere oturttu. Sonra perde!

 

90 dakika süren tek perdelik bu oyunda, Freud’un teorisi dahil günümüzün kadın-erkek kimliğine değin bir dizi metafora yer veriliyordu. Beş skeçten oluşan oyunun her skeci Freud’un evrelerine atıflarla doluydu. Zaten Burcu sahneye çıktığı ilk an, Onur’u oyuna şöyle ikna ediyordu: “Bu oyun benim tezimi destekliyor.” Her skeç arasında ikilinin konuşmaları, izleyiciye oyunun hissesini düşündürecek şekilde yansıtılıyordu.

 Freud’un ‘Psikoseksüel Gelişim Teorisi’, beş evreden oluşuyor. Bunlar; doğumla başlayan oral aşama, oyunda evliliğe hazırlanan çift tarafından seyirciye sunuluyor. Bu skeçte evliliğe hazırlanan çiftimizin taleplerini ve uyumunu izliyoruz. Evliliğe hazırlanan ortalama kadın-erkek dinamiklerine tanıklık ediyoruz. Anal aşama dediğimiz ikinci evre var ki çocuğun dışkılaması mevzubahis; burası oyunun ikinci skecine denk gelen kısım ve burada ilişkinin kimlik çatışmasından başlayarak nasıl ilerleyemediğini kahkahalarla izlediğimiz kısımdı. Bu skeci izlerken günümüz evliliklerinin çatışma anları aklıma geldi ve şöyle bir not aldım: “Argonun en samimi hali evlilikte geçen diyaloglardır.”

Üçüncü evreye geldiğimizde ise ilişkinin fallik aşaması bizi selamlıyor. Duyguların çatışması başlıyor. Çocuk kendi cinsinden ebeveyni ile bağ kurmaya başlıyor.[1] Aynı zamanda bu evreye kadınları aşağılamamak adına Horney, “Rahim Kıskançlığı” adını veriyor[2]. Bu kısım biraz tartışmalı, çünkü bazı psikologlar bu evrede Freud’a karşı duruş sergilemiş[3]. Özellikle feminist düşünce açısından Horney, bu konuda önemli görüşler öne sürüyor. Oyunun üçüncü skecinde ise, ilişkiler ağına takılmış Burcu’nun, partneriyle sürtüşmesini izliyoruz. Spoiler vermeden bu skeci anlamanız için Onur’un canlandırdığı karaktere, ikili kendi aralarında “godoş” diyor. Karakterin çocukluğuna inmeden çocukluğunu da böylece oyun esnasında görmüş oluyoruz.

 Gelelim dördüncü evremize ve skecimize; bu evre, çocukların aile dışı sosyal çevresinde ve akranları ile ilişkilerini geliştirdiği evredir. Ego ve süperegonun bu evredeki gelişime katkıları sinsice devam eder. Gizli dönem olarak adlandırılır, sebebiyse cinsel enerjinin henüz uyuyor olmasıdır.

Oyunun dördüncü skeciyle eşleşen bu evrede iki komşunun karşılıklı konuşmasını ve Onur’un kadın rolünü başarılı ve komik bir şekilde canlandırışını izliyoruz. İki komşu arasında seyirciyi gülme krizine sokan sohbet ise cinsel eylemleriyle ön planda olan komşuları Mehmet’le ilgilidir. Benim de, Janset’in de, hatta tüm salonun en çok güldüğü kısım burası. Gülmekten gözlerimden gelen yaşı Yunus’un uzattığı peçeteye siliyordum en son. Not defterimdeki damlalar, tam olarak oyunun bu kısmından kaynaklanıyor.

 

Son evremiz ve tek perdelik oyunumuzun beşinci skecinde sıra. Bu evrede artık bir genç olan kişi, karşı cinsle sağlıklı ilişkiler kurmak üzere gelişim gösterir. Çoğu annenin “çocuğum odasından çıkmıyor” dediği aileden uzaklaşma durumu, gencin toplumda birey olarak var olmaya başlamasıdır aslında. Oyunda da keza bunun izlerini görüyoruz. Sosyal medya dilinde kullanılan “hanımcı erkek” modeli –ki bana kalırsa sağlıklı ve uyumlu erkektir bu, erkekliğinden hiçbir şey kaybetmeyen(!), aksine ilişkisine değer veren kişidir– ve bu durumdan tatmin olamayan kadının ilişkideki tatlı çatışmasını yine kahkahalar eşliğinde izledik.

  Oyunun başında söylendiği gibi bilimsel dayanağı olması, hem de bilimsel bilgiyle izleyiciye nutuk çekmeden ilerlemesi, seyircinin nabzını tutması ve sorular sordurması oldukça başarılıydı. Bu başarıda en büyük pay, hiç kuşku yok ki Burcu Binici ve Onur Büyüktopçu’nun görkemli oyunculuğudur. Fakat bu oyunun yazarının da göz ardı edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Freud’un İnsanları’nın yazarı Barbaros Uzunöner’in esprili dili, oyunun her aşamasında kendini gösteriyordu. Oyunda yapılan zekice göndermeler seyircinin tekrar tekrar alkışlamasına sebep oldu. Oyunu dinamik bir yapıya taşıyan da işte bu güncele ilişkin yapılan göndermelerdi.

Tekrar olsa tekrar izlerim tadında bir tiyatro oyunuydu Freud’un nsanları; eğer imkânınız varsa bu oyunu kaçırmadan ve Freud’un önermeleri bağlamında izlemenizi öneririm.

 


Saadet Gadiri Nişli


 

Comments


bottom of page