top of page

Uzun Yolculuklar ve Yüksek Lisanslılar

Epey zaman olmuştu uzun ve yalnız yolculuk yapmayalı. 11 saatlik otobüs yolculuğu boyunca nasıl sıkılmayız listem bile var. Müzik listem replay olduğu an "tamam kızım hadi biraz yazalım" dedim kendime. Yazacağım konular sıcak, fırından yeni çıktı anlamında :)

Saatlerce müzik dinleyince bir anda kendimi şarkı sözlerinden uzaklaşmış olarak buldum. Kısa bir süren sonra ise klasik müziğin dibine vurmaya başladım. Eski okurlar bilir, üniversite zamanlarımda Wagner Prelude dinlemeye bayılıyordum. Şimdi 28 yaşındayım ( itiraf: önce 27 yazdım ve sonra dürüstlük kazandı!) ve Wagner'a bayılıyorum. Yüksek lisans yaptıkça sadeleşmeye başlıyor işte insan. Ne mi alaka?

Zamanın bir vaktinde her alandan okumalar yapardım. Sabah tarih okumaya başladıysam günü kapatırken romanlardaki felsefe sorunuyla alakalı bir düşünceyle Da Vinci'nin günlüğünü okuyor olabilirdim. Resimden öteye geçebilen yazarlara hayran hayran kadehimi chiantiliyor olabilirdim. Fakat yüksek lisansla birlikte birçok şey değişti. Elbette hala chiantiliyoruz! Fakat güne akademik makalelerle başlıyoruz ki bu makaleler genelde tezimizle ya da katılacağımız bir programla alakalı oluyor. Okuyoruz bu makaleleri, okuyoruz ve okuyoruz evet okumaya devam ediyoruz çünkü bitmiyor... Biz mi literatürü tarıyoruz literatür mü iç organlarımıza kadar yerleşiyor pek anlayamıyoruz ama okumaya devam ediyoruz. Chianti! Sanmayın bu durumdan şikayetçiyim, oldukça memnunum akademik ilerlememden. Hem neden memnun olmayayım, topuklu ayakkabılarımın sesi koridorlarda yankılanıyor, eggzantirik! Evet esprili dilim sıkıcı insanlarla iletişim kurarken hala sıkıntı yaratıyor. Üstelik kimi zaman esprilerimi anlamıyorlar, umarım esprilerim kötü değildir.

Yüksek lisans yapmanın eğlenceli bir yanı var ve bu eğlenceli kısma kendimi iple bağladım. Zira bu ip çözülürse kitapların aşırı pahalı oluşu, sempozyum vs. gibi programların ücretli olduğu - üstelik seyahat ve konaklama bazen karşılanmıyor olabiliyor, seyahati karşılanan var mı sahi?- literatürde yığınla çalışma olmasına rağmen lüteratürün hala yetersiz olabildiği- bu konuda konuşmamak için kendimi bir müddet tutacağım- bazı şeyleri çok basit bir dille yazmak gerektiği ve bunun oldukça sıkıcı olduğu, hayallerin hayatlar olmadığı, sıradan bir kitabı okumanın lüks olduğu - yüksek lisansta planlı ve disiplinli ilerlemek oldukça kritik, tebrikler nur topu gibi daily plannerınız oldu!- gibi gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalıyorum. O zaman chianti sevgili okur!

Tabii şöyle bir durumda var, danışmanın iyiyse ne işin var değişik işlerde, iş senin tezinde! danışmanın kötüysee ne işin var cezaevinde, ceset senin tezinde!

Benden söylemesi, danışman seçimi o kadar önemli ki... Maşallah diyerekten devam edeyim. Her şey hala çok pahalı, "Uzun Yolculuklar ve Üniversiteliler" yazım yayınlandığında bursla yaşayan bir öğrenci olduğum için her şey pahalıydı. Şimdi ise... Devamını ekonomi bakanımıza bırakarak susuyorum. Zaten uzmanlık alanım değil fakat hepimiz tükettiğimiz için uzmanlık alanımızmış gibi duruyor, öyle değil mi? Yüksek lisans öğrencisine verilebilecek bir başka iyi tavsiyeninse - naçizane- 'çok sus, az konuş, sürekli dinle' mottosu olduğunu belirtmek isterim. Benim gibi sohbet etmeyi seven iyi niyetli bir goygoycu musunuz yoksa? Chianti o zaman.

Bu arada kafamı yaslayacak bir omuz var elbette. Fakat artık yetişkin olduğum için bireysel yaşamın tüm koşullarını koynumda uyutuyorum. Üniversitedeki harika hayaller! Ekonominin kötü olması aşk hayatımızıda etkiliyor sevgili okurlar. Üniversite arkadaşlarımdan okuyanlar varsa soranlar olacaktır. 'n'oldu Hawaiiiiii?' Hayallerim hayal oldu dostlar...

Hayalleriniz hayatınız olsun.

XoXo



1 yorum

1 comentário


mehmet-akyuz
12 de fev.

Kalemine sağlık, süzülüp anılarına gittik çok hoştu😊 Başarıların devamını diliyorum 👏

Curtir
bottom of page